Hiroşima’ya Düşen Gölge
Bugün günlükte durup dururken Hiroşima’yı düşündüm. Düşünüyorum da, nasıl olur da bir şehre bir anda ölüm yağar? Ben Kayseri’de yaşıyorum, ama zihnim Japonya’nın o sıcak ağustos gününe gidiyor. 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya atılan atom bombası, her şeyin üstüne bir kara gölge gibi düştü. Resmi rakamlara göre 140.000 kişi hayatını kaybetmiş. Sayı öyle soğuk ki, insanın yüreğine dokunmuyor gibi geliyor; ama ben o insanların gözlerindeki korkuyu, çığlıklarını, kaçışlarını hayal edebiliyorum.
O Sabahın Sessizliği
Düşünüyorum da, o sabah şehrin üzerinde sessiz bir hava vardı. Güneş doğuyordu, kuşlar şarkılarını söylüyordu, hayat akıyordu. İnsanlar işlerine, okullarına gidiyor, sokaklar çocukların kahkahalarıyla doluyordu. Ben o sabah Hiroşima sokaklarında yürüyen bir çocuğun yanında olsaydım, ellerimden tutardım, belki de hayatta kalması için sıkıca sarılırdım. Ama olmadım, olamadım. Sadece gözlerimin önüne getiriyorum; bir anda her şeyin yok oluşunu.
Patlama ve Kaos
O patlama anını düşünmek bile ürkütücü. Güneşten bile parlak bir ışık, ardından gelen dev bir gürültü ve her şeyi yutan bir sıcaklık. İnsanlar koşuyor, bağırıyor, ne olduğunu anlamaya çalışıyor. Ama hiçbir kelime, hiçbir çığlık bu korkuyu tarif edemez. Düşünüyorum da, belki de çoğu insan, ölmeden önce sadece birkaç saniye içinde hayatlarının tüm hikayesini gözlerinin önünden geçirdi. Benim içim parçalanıyor bunu düşündükçe. 140.000 kişi… Hepsi birer hikaye, birer hayal, birer umut. Hepsi bir anda yok oldu.
Hayatta Kalanlar ve Gözyaşları
Hayatta kalanlar… Onları hayal ediyorum. Vücutları yanmış, gözleri kör olmuş, kıyafetleri parçalanmış. Ama hâlâ nefes alıyorlar. Bir annenin, çocuğunun ya da babasının acısına dayanarak, küçük umut kırıntılarıyla yaşamaya devam etmesi… Bu, insanın içini yakıyor ve bir yandan da umut veriyor. Belki hayat, o anda bittiği gibi gözükse de, hayatta kalanların hikayesi insan ruhunun ne kadar kırılgan ama aynı zamanda dayanıklı olduğunu gösteriyor.
Benim Kayseri Günlerim ve Düşüncelerim
Ben Kayseri’de oturup günlük yazarken, hayatımın sıradan detaylarını not ederken, Hiroşima’daki o ölüm gölgesini düşünüyorum. Bu, beni hem çok üzgün hem de derin bir şekilde düşündürüyor. İnsan aklı, bir şehrin yok oluşunu ve 140.000 kişinin hayatını bir anda kaybetmesini kaldırabiliyor mu? Ben kaldırabiliyor muyum? Hayır, ama deniyorum. Duygularımı kağıda dökerek, bir nebze olsun onlarla empati kurmaya çalışıyorum.
Umut Arayışı
Ama sadece karanlık yok. İnsan aklı, yüreği ve ruhu, en karanlık anlarda bile umut bulabiliyor. Hayatta kalanlar, yeniden bir hayat kurmaya çalıştı. Şehir, külleri arasında yavaş yavaş yeniden doğdu. Ben de düşünüyorum; bizler, her ne kadar kendi hayatlarımızda küçük problemlerle uğraşıyor olsak da, insanlık için büyük bir ders var burada. Sevgi, empati ve barış… Belki de bu, Hiroşima’nın bize bıraktığı en büyük miras.
Kapanış Düşüncesi
Gözlerimi kapatıp bir an için Hiroşima sokaklarında yürüdüğümü hayal ediyorum. Sessiz bir şehir var önümde, ama altında binlerce hayatın yankısı var. İnsanlar gülümsüyor, çocuklar oynuyor; ama ben biliyorum ki, bir zamanlar bu şehirde herkesin hayatı bir anda değişti. 140.000 kişi… Her birinin hikayesi benim içimde yaşıyor, benim günlüklerimde yazıyor. Ve ben, Kayseri’de bir genç olarak, bu hikayeyi unutmayacağım.
Hiroşima bana, insan olmanın ne kadar kırılgan ama bir o kadar da güçlü olduğunu hatırlatıyor. Ve ben bu hatırlatmayı, duygularımla, kalbimle ve kelimelerimle her gün taşıyorum.