Karın Gurultusu Sesi Duyulur mu? Siyasetin Sessiz Çığlıkları Üzerine Bir Analiz Giriş: Sessizliğin Gücü, Gürültünün Politikası Bir siyaset bilimci için toplumun en ilginç yönlerinden biri, sessizliğin kendisidir. Çünkü siyaset yalnızca gür seslerin, kürsülerin ve kalabalık meydanların alanı değildir; aynı zamanda fısıltıların, karın gurultularının, görünmez tepkilerin sahnesidir. “Karın gurultusu sesi duyulur mu?” sorusu bu nedenle yalnızca biyolojik bir merak değil, aynı zamanda derin bir siyasal sorgulamadır. Açlık, yoksunluk ve sessizlik… Bunlar toplumun en temel politik göstergeleri olabilir mi? İktidarın Duyma Eşiği İktidar, çoğu zaman gürültüyü sever; çünkü gürültü, kontrol edilebilir bir kaostur. Ancak karın gurultusu sessizdir — bastırılmış bir taleptir, görünmez…
8 YorumGünlük Notlar Yazılar
Ekonomik Bir Bakışla Görmenin Bedeli: Gözün Zarar Gördüğünü Nasıl Anlarız? Bir ekonomistin dünyasında her şey bir denge arayışıdır: sınırlı kaynaklar, sonsuz ihtiyaçlar ve kaçınılmaz tercihler. Görmek de bu dengenin bir parçasıdır; çünkü görmek yalnızca biyolojik bir eylem değil, aynı zamanda ekonomik bir süreçtir. Göz, bilgiyi toplar, değerlendirir ve kararların temelini oluşturur. Ama tıpkı ekonomik sistemlerde olduğu gibi, bu kaynak da yanlış yönetildiğinde yıpranır. Gözün zarar gördüğünü anlamak, aslında bir ekonomide bozulmakta olan dengeleri fark etmeye benzer. Kaynakların Sınırlılığı ve Görme Ekonomisi Göz, tıpkı bir ülkenin bütçesi gibi sınırlı bir kaynağa sahiptir: enerji, dikkat ve süreklilik. Her görüntü, bir maliyet yaratır.…
12 YorumGözyaşı Nedir, Neden Olur? Toplumun Duygusal Haritasında Bir Damla Gerçeklik Giriş: Bir Sosyoloğun Gözünden Gözyaşının Hikâyesi Toplumu anlamak bazen sayılara, bazen davranışlara, bazen de sessiz bir gözyaşına bakmakla mümkündür. Gözyaşı, insanın biyolojik bir refleksi olmanın ötesinde, toplumsal yapıların duygusal yüzeyinde oluşan bir kırılmadır. Her damla, bastırılmış bir duygunun, dile getirilemeyen bir deneyimin ya da normlara sığmayan bir insanlık halinin izidir. Bir araştırmacı olarak gözlemlediğim şey şu: Toplumun duygusal düzeni, insanların ağlama biçimlerinde gizlidir. Kimi toplumlarda gözyaşı bir zayıflık, kimilerinde ise içsel gücün sembolüdür. Bu yüzden “gözyaşı nedir, neden olur?” sorusu, yalnızca biyolojik değil; toplumsal, kültürel ve cinsiyet temelli bir sorudur.…
8 YorumFelco 7 Dönerli Fiyatları Ne Kadar? Bahçeciliğin Ferrari’siyle Tanışmaya Hazır Olun! Hadi itiraf edelim… Bahçede budama yaparken hepimiz gizli gizli “Ben bu işi hallederim!” havasındayız. Erkekler stratejik planlar yapar, “Şu dalı keseyim, sonra o budaklıyı hallederim, iki saat sonra kahvemi içerim” diye taktik kurar; kadınlar ise “Ay şu çiçeği incitmeden nasıl budarım da komşu Ayşe’ye hava atarım?” diye düşünür. Sonuç? İkisi de haklı… çünkü bahçecilik sabır, sevgi ve biraz da havalı ekipman işidir. İşte tam burada devreye, bahçeciliğin Ferrari’si olarak anılan Felco 7 dönerli budama makası giriyor! Felco 7 Dönerli: Sıradan Bir Makas Değil, El Becerinizin Ta Kendisi! “Dönerli” deyince…
12 YorumGöz Hakkı Suç mu? Kaynakların Paylaşımı Üzerine Ekonomik Bir Okuma Bir ekonomist olarak bilirim ki, her seçim bir vazgeçiştir. Kaynaklar sınırlıdır, arz kısıtlıdır, ama istekler sonsuz. İnsan davranışı, tam da bu denge noktasında şekillenir. “Göz hakkı” denilen kavram ise bu dengenin ahlaki sınırlarında gezinir: birinin payına dokunmadan, ama gözümüzle dokunarak elde ettiğimiz “hak” duygusu. Peki bu duygu, ekonomik sistemin içinde nerede durur? Göz hakkı bir etik değer mi, yoksa görünmeyen bir piyasa kusuru mu? Göz Hakkının Ekonomik Kökeni: Kıtlık ve Ahlakın Kesişimi Ekonomi, özünde bir “dağıtım bilimi”dir. Kim neyi, ne kadar alır; kimden, hangi bedelle alır? İşte göz hakkı kavramı…
10 YorumArnavut Kapaması: Fırından Çıkan Sessiz Bir Bayram Bir tepsinin etrafında toplanmanın, hele de tepsiden yükselen buğu, tereyağının kavruk kokusu ve karabiberin hafif yakıcılığıyla içimizi ısıtan bir yemeğin, insanı aynı anda hem çocukluğuna hem de bugüne ışınlayabildiğini biliyorum. Arnavut kapaması tam olarak böyle bir yemek: Şatafatsız, gösterişsiz; ama sofraya indiği anda herkesin çatalını senkronize eden bir ritim tutuyor. “Nasıl olur da bu kadar az malzemeyle bu kadar büyük bir tat?” dedirten, kapandıkça lezzeti açılan bir klasik. Arnavut Kapaması Nedir? Kısaca Hikâyesi Kapama, Balkan göçmen mutfağının alametifarikalarından. Trakya’da (özellikle Edirne ve Kırklareli çevresinde) “göçmen pilavı” diye anılan bu tarz, tavuğun ya da…
12 YorumGöynür Ne Demek? Bir Kelimenin Derin Köklerine Yolculuk Bir Sözcüğün İzinde: Dilin Hafızasında Göynür Göynür kelimesi, Türkçenin tarihsel katmanlarında yer alan, duyguyu ve doğayı birleştiren eski bir sözcüktür. Günümüzde nadiren kullanılsa da Anadolu’nun birçok yöresinde hâlâ halk dilinde ve yer adlarında karşımıza çıkar. Bu kelimenin kökeni, Türk dilinin hem duygusal hem de kültürel hafızasına uzanır. Etimolojik açıdan bakıldığında, “göynür” fiili, “gönül” ve “yanmak” köklerinin birleşiminden türeyen eski bir kullanım olarak değerlendirilir. Eski Türkçedeki “köy” veya “köyün” kökü, sıcaklık ve yanma anlamına gelir. Bu bağlamda “göynür” kelimesi, “içten yanmak, kalpten sızlamak, gönlü yanmak” anlamlarını taşır. Yani hem fiziksel hem de duygusal…
12 YorumGranül Nasıl Yapılır? — Parçalanmanın, Birleşmenin ve Dönüşümün Edebiyatı Kelimelerin Granül Hâli Üzerine Bir Giriş Bir edebiyatçının gözünde her kelime bir granül gibidir: küçük, bağımsız, ama bir araya geldiğinde anlamı şekillendiren bir bütünün parçası. Granül nasıl yapılır? sorusu, yalnızca maddesel bir sürecin değil, aynı zamanda dilin ve anlatının dönüşümünün metaforudur. Bir hikâye yazmak da tıpkı granül üretmek gibidir: büyük bir düşünce, duygu ya da hayal parçalara ayrılır; sonra bu parçalar, yeniden bir araya gelerek yeni bir bütün oluşturur. Edebiyat daima kırılmanın ve yeniden biçimlenmenin sanatıdır. Granülün Edebî Metaforu: Parçadan Bütüne Granül kelimesi, yapısal olarak “tanecik” anlamına gelir. Bu tanecikler, birbirinden…
8 YorumDuruş Bozukluğu Düzelir mi? Duruş bozukluğu… Kulağa yalnızca bir fiziksel sorun gibi gelse de, aslında çok daha derin, çok daha toplumsal bir mesele. Çünkü duruş, yalnızca bedenimizin dikliğiyle değil, kim olduğumuzla, dünyaya nasıl baktığımızla ve hatta toplumun bizi nasıl şekillendirdiğiyle ilgilidir. Bu yüzden “Duruş bozukluğu düzelir mi?” sorusuna verilecek yanıt, yalnızca fizik tedaviyle ya da egzersizle sınırlı olamaz. Bu mesele, toplumsal cinsiyet rollerinden çeşitliliğe, sosyal adalet mücadelesinden kişisel farkındalığa kadar uzanır. Duruş: Bedenin Dili ve Toplumun Aynası İlk olarak şunu kabul etmek gerekiyor: Duruşumuz, sadece omurgamızın konumunu değil, iç dünyamızı da yansıtır. Omuzlarımızı düşüren bazen fiziksel yorgunluk değil, taşıdığımız duygusal…
10 YorumArap Ayları Kaç Tane? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Bağlamında Bir Zaman Yolculuğu Zamanı ölçmek, insanlık tarihi boyunca sadece bir takvim meselesi olmadı. Her ay, her mevsim, toplulukların yaşantısına, inançlarına, üretim biçimlerine ve hatta duygularına dokundu. Arap ayları da bu anlamda sadece bir zaman çizelgesi değil; tarihsel, kültürel ve toplumsal bir aynadır. Bu yazıda “Arap ayları kaç tane?” sorusuna cevabı verirken, aynı zamanda bu ayların sosyal adalet, toplumsal cinsiyet ve çeşitlilik perspektifleriyle nasıl anlamlar kazandığını birlikte keşfedeceğiz. Arap Aylarının Sayısı ve Anlamı Arap (Hicrî) takviminde 12 ay vardır. Bu aylar: Muharrem, Safer, Rebiülevvel, Rebiülahir, Cemaziyülevvel, Cemaziyülahir, Recep, Şaban, Ramazan,…
6 Yorum