Hangi Çiçek Ölmez?
İstanbul’un sokaklarında yürürken, ya da bir kafede arkadaşlarımla otururken bazen düşünüyorum: Hangi çiçek ölmez? Bu, belki de hepimizin içinde sakladığı bir soru. Hayatın her alanında bir şeyler kayboluyor, yok oluyor; ilişkiler, iş, umutlar… Ama bir şekilde hayatta kalmayı başaran, tüm zorluklara rağmen varlığını sürdüren bir şeyler de var. Belki de “ölmeyen çiçek” dediğimiz şey, aslında toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletin ne kadar hayatta kalmaya çalışan mücadeleler olduğunu simgeliyor.
Toplumsal Cinsiyetin Çiçekleri: Kadınlar, Erkekler, Herkes
Hangi çiçek ölmez sorusunu, özellikle toplumsal cinsiyetin ışığında ele aldığımda, kendimi sürekli sokakta gözlemlerken buluyorum. Kadınlar, erkekler, her yaştan insan, toplumda farklı rollerle var oluyor. Ama bazı çiçekler, en zor şartlarda bile kendini gösteriyor. Örneğin, İstanbul’daki toplu taşımada sabah saatlerinde gördüğüm kadınlar… Yorgun, ama aynı zamanda güçlü. Belki de en çok dikkatimi çeken, kadınların kendilerini en zorlu koşullarda bile nasıl var ettikleri. Bir kadının, giydiği kıyafetinden tutun, sosyal rollerine kadar her şeyin sürekli sorgulandıği bir dünyada, o “ölmeyen çiçek” gibi yaşamaya devam etmesi gerçekten etkileyici.
Kadınların hayatta kalma mücadelesini anlamadan, toplumsal cinsiyetin ne kadar katmanlı bir yapıya sahip olduğunu fark edemeyiz. Kadınlar, sadece var olmak için değil, aynı zamanda toplumun birçok alanında erkeksi kalıplara, normlara karşı direniyor. Örneğin, bir işyerinde kadınların ya da LGBTQ+ bireylerin yükselme şansı, genellikle çok sınırlıdır. Ve bu durum, çoğu zaman göz ardı edilen bir gerçektir. Ancak yine de, bu engellere rağmen o “çıkmaz sokaklardan” bir şekilde sıyrılmayı başaran, dimdik ayakta duran, bazen zarif bazen de asık suratla hayatına devam eden insanlar var. İşte bu insanlar, hangi çiçek ölmez? sorusunun cevabını en iyi şekilde veriyor.
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet: Hepimizin Çiçekleri
Çeşitliliğin gücünü görmek, toplumsal bir adalet anlayışına dayalı bir toplumda mümkün. Sokaklarda gördüğüm insanlar, aslında bir çeşitliliğin gücünü simgeliyor. İstanbul’da metroda, bir kafede, ya da bir alışveriş merkezinde sürekli olarak farklı kimliklerle karşılaşıyorum. Bir dil, bir etnik kimlik, bir cinsel yönelim ya da yaş farkı… Her biri, bir şekilde toplumda kendisini var etmeye çalışıyor. Fakat bu çiçeklerin büyüyebilmesi için, en başta sosyal adaletin yerleşmesi gerekiyor.
Geçenlerde, okul çıkışında bir grup gençle konuşuyordum. Birinin saçlarını kısacık kestirdiğini, bir diğerinin ise rengarenk kıyafetler giydiğini gördüm. “Bunlar hep özgürlük,” dedi biri, “Ama özgürlük, toplumsal adaletle birleşmediği sürece sadece maske olur.” Çeşitlilik, aslında bir toplumun ne kadar adil bir zemin üzerinde inşa edildiğinin bir göstergesidir. Eğer, bir kişi kimliğini yaşama hakkı bulamıyorsa, ne kadar güçlü bir çiçek olsa da, sonunda solmaya başlayacaktır. İnsanların bir arada, birbirini yargılamadan, ötekileştirmeden var olabildiği bir toplumsal yapıya doğru yol almak, her bireyin daha uzun süre hayatta kalmasını sağlar.
“Hangi Çiçek Ölmez?” Sorusu ve Toplumda Dayanışma
Bir diğer yandan, “hangi çiçek ölmez?” sorusu, aslında bir dayanışma çağrısı gibi de düşünülebilir. Birçok durumda toplum, zorluklar ve eşitsizliklerle karşılaştığında, birbirine sarılarak hayatta kalmayı başarmıştır. Kadınlar, LGBTQ+ bireyler, göçmenler, engelliler… Hepsi, toplumsal engelleri aşarak “ölmeyen çiçekler” gibi ayakta duruyor. İstanbul’daki her köşe başı, bu mücadelenin izlerini taşır.
Bir sivil toplum kuruluşunda çalışırken, bu farklı gruplarla her gün etkileşimde bulunuyorum. Onların hikayeleri, içsel güçleri ve toplumsal adalet için verdikleri mücadele, bana şunu öğretiyor: Hangi çiçek ölmez? sorusunun cevabı, aslında birlikte var olabilme gücümüzdür. Dayanışma, bir toplumun en önemli “ölmeyen” özelliğidir. Birçok zorluğun ve engelin üstesinden gelmek, her bir bireyin kendisini eşit ve değerli hissettiği bir ortamda mümkündür.
Sonuç: Birlikte Büyüyen Çiçekler
İstanbul’un sokakları, kafeleri, toplu taşımaları… Hepsi birer küçük dünyadır, her biri başka bir mücadeleyi simgeler. Kadınlar, LGBTQ+ bireyler, göçmenler, engelliler… Bunların her biri bir çiçek gibi, kendi kimliğini bulmaya çalışırken toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adaletin varlığını sorgular. Ve bu çiçeklerin “ölmemesi” için, adaletin ve eşitliğin hayatta olması gerekir.
Hangi çiçek ölmez? Birlikte büyüyen, birbirine değer veren, kimseyi ötekileştirmeyen çiçekler… Bizim her birimiz.