Gösteriş Çalım Nedir?
Kayseri’nin o dar, arnavut kaldırımlı sokaklarında, sabahları biraz soğuk ama yavaş yavaş ısınan güneşin ışıklarıyla uyanıyorum. Her sabah aynı yerden geçiyorum, aynı kafede kahvemi içiyorum ve etrafımda gördüğüm insanları gözlüyorum. Ama bir şey var ki, her geçen gün biraz daha fazla dikkatimi çekiyor: Gösteriş çalım. İşte o an, hayatın bana sunduğu bir ders daha başlıyor.
O Gün, O An
Bir gün, çocukluk arkadaşım Sinan’la buluşmak için eski mahallemizdeki kafeye gittim. Uzun zaman olmuştu, yine de çok değişmemişti her şey. Aynı sokak, aynı kafeler… Sadece insanlar değişiyor. Sinan’a her zamanki gibi kaybolmuş bir şekilde, ama yine de umutla yaklaşan gözlerle bakıyorum. O hep öyleydi. Hayatına dair hayallerinin ne kadar büyük olduğunu, ne kadar yükseklere uçmak istediğini hep anlattı durdu. O gün de bana yine büyük bir planı olduğunu söyledi.
Sinan, genelde oldukça mütevazıdır. Ama son zamanlarda bir değişiklik vardı. Yüzündeki o huzurlu ifadeyi, yerini bir tür kasvetli bir gülümseme almıştı. Ama hala ondan alışılagelmiş o heyecanı, o hırsı görüyordum. “Ne var, ne oldu?” diye sordum, her zamanki gibi ona “ne var ne yok” diye sorarken.
“Yeni bir iş teklifi aldım. Ama… diğerlerinden farkı ne biliyor musun?” diye gülümsedi.
O an içimden bir şeyler kıpırdadı, heyecanlandım. Yeni bir iş, yeni bir başlangıç. Ama sonra Sinan daha da fazlasını söyledi:
“Biliyorsun, Kayseri’de işler bazen dışarıdan görüldüğü gibi olmuyor. Ama ben bir adım öne geçeceğim. Yani, şehrin diğerlerinden farklı olarak beni görmesini sağlayacağım.”
İçimden bir şeyler garip bir şekilde yankılandı. Sinan’ın bahsettiği bu “adım öne geçme” konusu, her şeyin başlangıcıydı. Birden, gözlerimin önünde bir perde açıldı. Sinan’ın kendini diğerlerinden farklı gösterme isteği… Bu bana biraz fazla gelmişti. Gösteriş çalım nedir? sorusu kafamda belirmeye başladı.
Gösteriş Çalımının Ardındaki Gerçek
O gün o kafeden çıktık. Yavaşça yürürken, Sinan’ın gözlerindeki parıltı beni rahatsız etti. O kadar büyüleyiciydi ki, hayatına dair yaptığı her şeyin doğruluğuna inanmıştı. Ama ben, her zaman olduğu gibi, içsel sesimi dinleyerek, her hareketini sorgulamadan geçemedim. Sinan gerçekten buna ihtiyacı var mıydı? Ya da biz gerçekten birer gösterişçi miydik?
Bir hafta sonra, Sinan’ın işiyle ilgili her şeyin yavaşça açığa çıktığını gördüm. Gerçekten de başarmıştı, ama arkasında bir şeyler vardı. Günü geldiğinde o çok istediği yere gelmişti, fakat başarısı, tam olarak gösteriş içeren bir çalımın sonucuydu. İnsanlar onu gerçekten değerli buldu mu? Ya da sadece dışarıdan bir gösteriş gibi mi görüyordu?
O anda hissettiğim karışık duygular, bir taraftan bir başarı öyküsünün içinde olmanın heyecanı, diğer taraftan da içimi kemiren bir hayal kırıklığıydı. O kadar çok insana göstermek istemişti ki başardıklarını, belki de gerçekten başarıyı tadamamıştı. Bu yüzden de gösteriş çalımını kullanmak zorunda kalmıştı.
Kendi Kendime Sorduğum Sorular
O günden sonra, kaygılarımın ardında bir soru belirlemeye başladım: Gerçekten başarı, başkalarına göstermek için mi olmalı?
İnsanları memnun etmek için yaşamak, kendini kanıtlamak amacıyla her şeyi büyütmek… Ben bu yola girmemek için elimden geleni yapmaya karar verdim. Ya bir gün ben de başkalarına gösteriş yapmak için çalım atarsam? diye soruyorum kendi kendime. Sinan’ın peşinden gitmek mi, yoksa kendi doğrularımı savunmak mı daha doğru olurdu?
Düşüncelerim hep karışıktı. Ama sonunda şunu fark ettim: Başarı, gösteriş çalımıyla ölçülmemeliydi. Gerçek başarı, belki de içimdeki sessiz mutlulukla, çevreme yaydığım huzurla alakalıydı. Sinan’ın gösteriş çalımı, bana başarıya ulaşmanın sadece dışarıdan bakıldığında ne kadar parıldadığına dair bir ders verdi. O an, gerçekten içsel huzura ulaşmanın ve gösterişin birbirinden ne kadar uzak olduğunu anlamıştım.
Sonuçta
Gösteriş çalım nedir? O, bir anlık ihtişam, dışarıdan bakıldığında havalı görünen ama içinde derin bir boşluk barındıran bir kavram. Sinan’a baktığımda, onun başarılarının gerçekten içsel bir tatminle mi yoksa başkalarına kendini kanıtlama isteğiyle mi geldiğini kestiremedim. Ama ben de bir noktada anladım ki, bazen en güzel başarılar, başkalarına göstermeden yaşadıklarımızda gizlidir.
Gösteriş çalımıyla ne kadar yaklaşabilirsin, bilemem. Ama hayatta en önemli olan şey, içindeki huzur ve tatmin. Gerçek başarı, başkalarına gösterilecek bir şey değil, her şeyden önce kendine hissettirilen bir duygudur. Bu yazıyı yazarken içimde bir huzur vardı. İşte belki de hayat da, Sinan’ın yaptığı hatadan değil, kendi içimizde bulduğumuz doğrulardan geçiyor.