Tanzimat Edebiyatı: Gazeteyle Başlayan Bir Dönem
İzmir’de yaşayan, sürekli espri yapan ama derin düşüncelere dalan 25 yaşındaki bir genç olarak, bazen bir sohbetin tam ortasında aklıma gelen soruları insanlara sorarım. Hani “Şu an gerçekten önemli bir şey mi konuşuyorum yoksa kafamda kurduğum bir komediyi mi paylaşıyorum?” diye içimden geçiririm. İşte, bu yazıyı yazarken de tam böyle bir an yaşadım.
Hadi bakalım, bir işte öğrenmek var, bir de öğrenmek için bahane yaratmak. Gündelik hayatımda “Bunu nasıl daha komik hale getirebilirim?” diye sürekli kendi kendime sorarım. Ama bu sefer, hayatımda bir kez bile ciddiyetle yaklaşmak zorunda olduğum bir konu var: Tanzimat Edebiyatı.
Hadi gelin, birazcık dertleşelim.
Tanzimat Edebiyatı Nedir?
Öncelikle, Tanzimat Edebiyatı nedir, bunu kısaca açıklayalım. 1839’da Sultan Abdülmecid’in çıkardığı Tanzimat Fermanı ile başlayan, edebiyat dünyasında da köklü değişikliklerin yaşandığı bir dönemi kapsıyor. Batı’dan alınan etkilerle, toplumsal ve bireysel sorunlar daha açık bir şekilde edebiyat eserlerine yansımaya başladı. Ama işin püf noktası şu: Tanzimat Edebiyatı’nda geleneksel Osmanlı edebiyatı yerini, daha modern ve halkı da içine alan bir dilin olduğu edebiyat akımlarına bırakıyordu. Ama, aslında en çok merak edilen şey şu: “Bunun başlangıcı ne zaman oldu?”
İşte, o nokta da şu: Tanzimat Edebiyatı, 1860 yılında, Namık Kemal ve Ziya Paşa’nın çıkardığı “Tercüman-ı Ahval” gazetesiyle başlamıştır.
Tercüman-ı Ahval, o dönemin en etkili gazetelerinden biriydi. İlerici fikirlerin ses bulduğu, halkı eğiten bir platforma dönüşmüştü. O dönemde, kimse bu gazetenin ne kadar önemli olduğunu tahmin edemezdi ama… Hani, bir Facebook postunun altına “Bu post ne kadar kıymetli!” yazıp, sonra 5 beğeni alıyorsun ya, işte öyle bir şey. Ama sonra yıllar geçtikçe herkes fark etti.
Tanzimat Edebiyatı’nın Gazeteyle Başlayan Yolculuğu
Bir gün arkadaşlarla çay içiyoruz, konular arasında geziniyoruz, her zamanki gibi gülüp eğleniyoruz. Aradan birkaç dakika geçti, bir arkadaşım diyor ki: “Ya, Tanzimat Edebiyatı’nın başladığı gazete neydi?” İşte, tam o an kafamda ampul yanıyor. “Yahu, bu çok önemli bir soru!” derken, bir yandan da içimden geçiyor: “Sadece başkalarının bilmediği bir şey biliyor olmak seni gerçekten daha değerli kılıyor mu?” Fark ettim ki, en çok ‘bilen’ insan olma çabası, aslında biraz fazlasıyla kaygı yaratıyor. Neyse, mevzumuza dönelim.
“Tanzimat Edebiyatı hangi gazeteyle başlamıştır?” sorusuna yanıt: Tercüman-ı Ahval gazetesiyle başlamıştır.
Bunu öğrendiğimde, kendimi bir anda çok kültürlü hissettim. “Vay be, gazeteyle başlamış. Hani bazı işler gerçekten beklediğimizden çok daha büyük olur, değil mi?” diyerek, keyifli bir sohbetin ortasında edebiyat tarihi dersi vermek de böyle bir şey işte.
O Dönem, Bugün
“Güzel de, gazete dedik de, bizim zamanımızda gazeteler ne işe yarıyor?” diye düşünmeden edemiyorum. Bizim zamanımızda Twitter, Instagram, TikTok var ama o dönemde gazete tek sesdi, değil mi? Herkesin aynı gazete sayfasına göz attığı ve tartışmalarını oradan yaptığı bir dünya. Tüm o edebi yazılar, o köşe yazıları, kimseye ait olmayan ama hepimize aitmiş gibi gelen düşünceler… O günlerin gazetesi, bugünün sosyal medya platformlarıyla aynı görevi yapıyordu. Tabii, o zamanlar bir tane gazete var, bizde ise bir sürü farklı akış… ama işte, ben hep bu kadar bilgiyle ne yapacağımı bilemiyorum. Ya, bu kadar derinlemesine düşünmek bazen gerçekten kafa karıştırıcı olabiliyor, değil mi?
Sonuçta Ne Oldu?
Tanzimat Edebiyatı, bir gazeteyle başladı. Tercüman-ı Ahval, o dönemin en önemli gazetesi olarak, bir dönüm noktasını işaret ediyordu. O gazete, bir adım attı, ardından gelenlerin büyük bir değişim sürecine girmesine neden oldu. Toplumun düşünsel evriminde çok büyük bir katkı sağladı. Ama en sonunda, gazeteler gibi bir şeyi hayatımıza sokan sadece o anki şartlar değil; düşüncelerimiz, sorgulamalarımız ve dünyaya bakış açımız da etkili. Ne demiştik? Bazen sosyal medya bir zamanlar gazeteydi, ama insan hep bir adım daha ileride olmak istiyor. “Evet, fakat, ya biz o zaman sosyal medyayı edebiyat gibi kullanırsak?” Bu da başka bir soru tabii.
Ama o zamanlar da bir gazeteyle başlayıp, bugüne kadar gelen bir kültür var. O gazete, her satırıyla tarihe damgasını vurdu. Her yazı, her kelime, bir dönemin sesi oldu. Bizim de dönemin sesi olmamız için biraz daha fazla düşünmemiz gerekebilir. Belki. Kim bilir?